Kitaplar


Hiç kuşku yok ki, vahyin bizzat muhatabı olan Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte, vahyin nazil oluşuna tanıklık eden, Kur'an ayetlerinin adeta gökten yağmur yağar gibi sağanak sağanak indiği ortamı teneffüs eden ilk nesillerin Kur'an'ın mesajlarını okuyup algılamaları ve Rabbimizin Kitab-ı Kerim'inde ebedileştirdiği üzere "semi'na ve eta'na: işittik ve itaat ettik" şuuruyla hemen uygulayıp hayatlarına aktarmaları. Bu, kıyamete kadar gelecek tüm nesillere model oluşturacak olumsuz ve eşsiz tecrübeler niteliğindedir.

Onlar, ahlakı Kur'an olan Hz. Peygamber'i (s.a.v.) "en güzel örnek" kabul ederek "yaşayan Kur'anlar" oldular.

Rasûlüllah (s.a.v.) ve kutlu ashabı, Kur'an'ın hayata ve tarihe müdahale eden eli, konuşan dili, yaşayan bedeni oldular.

Elinizdeki kitap; Vahy'in ilk muhataplarının emsalsiz örnekliklerinin yardımıyla Kur'an'ın bugün nasıl okunacağı, nasıl anlaşılacağı ve nasıl yaşanılabileceği sorularına cevap aramak üzere kaleme alınmış bir üçlemenin ilk kitabıdır.

Bu metinde sadece "Kur'an'ı nasıl okudular?" sorusuna, Kur'an'da yer alan ayetler, Peygamberimiz'in (s.a) hadisleri ve Asr-ı Saadet'te yaşanan sayısız örneklerden yapılan seçkilerle cevap aranmıştır.

Hiç kuşku yok ki, vahyin bizzat muhatabı olan Allah Rasûlü (s.) ile birlikte, vahyin nazil oluşuna tanıklık eden, Kur'ân âyetlerinin adeta gökten yağmur yağar gibi sağanak sağanak indiği ortamı teneffüs eden ilk nesillerin Kur'ân'ın mesajlarını okuyup algılamaları ve Rabbimizin Kitâb-ı Kerim'inde ebedileştirdiği üzere "semi'nâ ve eta'nâ: işittik ve itaat ettik" şuuruyla hemen uygulayıp hayatlarına aktarmaları, Kıyamet'e kadar gelecek tüm nesillere model oluşturacak ölümsüz ve eşsiz tecrübeler niteliğindedir.

Onlar, ahlâkı Kur'ân olan Hz. Peygamber'i (s.) "en güzel örnek" kabul ederek "Yaşayan Kur'ânlar" oldular. Rasûlüllah (s.) ve kutlu ashabı, Kur'ân'ın hayata ve tarihe müdahale eden eli, konuşan dili, yaşayan bedeni oldular. 

Elinizdeki kitapta, Allah Rasûlü ve ashabının Kur'ân'ı nasıl anladıklarına dair örneklere yer verilerek; konuyla ilgili âyetler, hadisler ve örneklikler, elden geldiğince sınıflandırılmaya ve bu bilgilerden hareketle Kur'ân'ı onlar gibi anlamanın yol ve yordamı anlaşılmaya çalışılmıştır.

Allah'u Teala ( c.c ) tarafından insanlar arasından seçilip kutlu peygamberlik vazifesi ile görevlendirilen Hz Muhammed tüm insanlık için en güzel örnek ve alemlere rahmet kılınmıştır, Onun büyük ve örnek ahlakını, tepeden tırnağa ilmek ilmek dokuyan Kur'an ayetleridir ve bu örnek ahlakı, ticaret hayatından devlet yönetimine, diplomatik ilişkilerden savaş hukukuna, cami cemaat adabından akrabalık ve komşuluk haklarına kadar bütün iş ve ilişkileri kapsar.

Hz. Peygamber'in güzide arkadaşları da ticareti, siyaseti, kardeşliği, aile ilişkilerini, komşuluğu, oturmayı, kalkmayı, selamlaşmayı, kısaca hayatı Kur'an'la yaşama adabını O'ndan öğrenmişler, her alanda adım adım O'nu takip ve taklit etmişlerdir. Kısaca onlar, hayatın her alanında iliklerine kadar Kur'an'ı yaşamışlardır.

Bugünün Müslümanları da, aynen onlar gibi;Kuran'ın hali ile hallenir ve onun ahkamıyla amel ederlerse...Kuran'la oturur Kuran'la kalkar Kuran'la yürür Kuran'la konuşur Kuran'ı yaşarlarsa...İşte o zaman o ilk nesli ayağa kaldıran Kuran bu çağın Müslümanlarını da yeniden dirilteceklerdir.

Bir Müslüman genç olarak, namaza bakışınızı ve namazla ilişkinizi hiç sorguladınız mı?
 
Namazlarınızı dosdoğru, devamlı ve huşü içinde yeni bilinçli olarak kılabiliyor musunuz?
 
Yoksa, namazlarınızı savsaklayıp ihtimal ediyor yada adet yerini bulsun diye, sadece üzerinize bir borç olduğu için mi kılıyorsunuz?
 
Niçin nama kıldığınızın, namazda neler söylediğinizin, Allah`a hangi konularda söz verdiğinizin farkında mısınız?
 
Namzdaki kıyamın,rükunün, secdenin, teşehhüde oturmanın ne anlama geldiğini biliyor musunuz?
 
Kıldığınız namazlardan manevi bir tat alabiliyor musunuz?
 
Namazda Allah`ın adını zikredip ayetlerini okurken kalpleriniz titreyip tüyleriniz ürperebiliyor mu? Ara sıra da olsa gözleriniz yaşarabiliyor mu?
 
Namazlarınız sizi çirkin ve kötü davranışlardan alıkoyabiliyor mu?
 
İşte bu kitap; siz sevgili gençlerin şahsında tüm günümüz Müslümanlarının - maalesef - içi boşalmış namazlarının içini doldurmaya, onların kıldıkları namazlardan `haberdar` olmalarını sağlamaya ve dosdoğru, gereği gibi namaz kılmalarına katkıda bulunmaya yönelik bilgi ve yorumlar içermekte;
 
Kur`an`ın tanımladığı, Allah Rasulü (s.) ve ashabının kıldığı namazları yakalamal için "haydi namaza!" demektedir.
Tarihin derinliklerinde kalmış olan Medyen ve Eyke'deki egemen sosyo-ekonomik düzenle çağımıza hakim olan küresel sistem arasındaki benzerlikler bir hayli şaşırtıcıdır. Kur'an'ın beyanından öğreniyoruz ki, Medyen ve Eyke'nin yönetici elitleri, çeşitli ticari hile ve sahtekarlık yöntemleriyle aşırı kâr sağlamayı, insanların mallarını gasp ederek haksız kazanç elde etmeyi bir alışkanlık haline getirmişlerdi. İnsan haklarını açıkça çiğnemeleri, soygun ve yağmacılığı meşru kabul etmeleri nedeniyle ticaret hayatının güvenliği kalmamış, sosyo-ekonomik düzen tamamıyla bozulmuştu. Refah ve bolluktan şımaran mutlu azınlık, ekonomik ve siyasal güçlerine güvenerek kendilerinden daha zayıf gördükleri mümin insanlara işkence baskı yapmakta, onları zorla kendi batıl sistemlerine entegre etmeye çalışmaktaydılar. Bugün de bu soygun ve vurgunlar son derece ince ve akıl almaz yöntemlerle yapılmakta; müminleri ve mustaz'afları baskı altında tutmak için de aynı Şeytani sinsi yöntemler kullanılmaktadır. Dolayısıyla Medyen-Eykelileri bekleyen akibet, bu çağın fesatçılarını da beklemektedir.

Biz, bu çalışmamızda; insanlık tarihinin en güzel, en hayırlı insanlarından Hz. Yusuf'un (a.s) güzelliklerle dolu kıssasını, bugünün dünyasında yaşayan müminler olarak günümüze taşımaya gayret edeceğiz.

Bunu da Yusuf Aleyhisselam'ın hayatının üç önemli aşamasına işaret eden simgesel üç gömlek ekseninde çerçevelemeyi deneyeceğiz.

Hz. Yusuf'un çocukluk dönemini hatırlatan kanlı gömleğinin onun mazlumiyet ve mağduriyetini simgelediğini, delikanlılık dönemini özetleyen arkası yırtık gömleğin onun iffet ve ismetini simgelediğini, olgunluk ve iktidar dönemini işaret eden son gömleğinin yani kardeşleri vasıtasıyla babası Yakub'a gönderdiği "Yusuf kokulu" gömleğin de onun istikrar ve istikametini simgelediğini düşünerek bu güzel kıssadan günümüz için, günümüzün Genç Öncüleri için dersler çıkarmaya çalışacağız.

"Namaz; fiilî bir dua ve niyaz, eyleme dönüşmüş bir tevhid, Allah huzurunda huşu ve hudû dolu bir boyun eğiş ve Allah'ın düşmanlarına karşı nefret dolu bir kıyam ve başkaldırıdır."

"Namaz; sürekli bir yüceliş ve yükseliştir: Münker'den Ma'rûf'a, kötülüklerden iyiliklere, zulumattan nûr'a, tekebbürden tezellüle, dünyevilikten uhrevîliğe, nefsin ve Şeytan'ın esaretinden ilahî hürriyete doğru bir yüceliş, bir geçiş ve bir inkılâbtır.

"Namaz kılan bir mü'min, bir bakıma günde beş kez muharebe meydanına çıkmakta ve "Allah'u ekber" sloganını dilinden düşürmeyerek nefsiyle ve Şeytan'la kıyasıya savaşmaktadır. Zaten; ilâhlaştırılmaya meyyal olan nefisleri ayaklar altına almadan, putlaştırılan dünyaya ve onun nimetlerine karşı ahireti tercih etmeden, şeytana ve onun askerlerine kin duymadan, Allah'ın dışında ilahlık ve rablık iddia eden bütün otoriteleri reddetmeden kılınan namaz beyhudedir.

"Yalnızca Allah'a ibadet edeceğine ve yalnızca O'ndan yardım dileyeceğine" dair söz verdiği halde; sahte ilâhlara kullukta bulunmaya, onlara alkış tutmaya devam eden, Allah'ın dışındaki fani varlıklardan medet bekleyen kimse, havanda su dövüyor demektir."...

"İslâmda dua; dilden kalbe, kalpten akla/dimağa, akıldan iradeye, iradeden fiile/amele yani kısaca söylemden eyleme uzanan bir süreçtir; söz ile özü, düşünce ile iradeyi, dua ile davet ve cihadı, söylem ile güç ve eylemi meczeden fiilî duâdır.,
Kur`an da örnek verilen ve Resulullah`ın dilinden dökülen duâlar/zikirler, sadece dil ile yapılan kavli dualar/zikirler olmayıp aksine îman, irade, amel, ihlas, huşû, ittika, tefekkür, sabır, sebat, istikamet, hicret, cihad unsurlarıyla gerçekleşen fiili duâ/zikirlerdir.

Dua; insanın kendisini, hayatini ve çevresini degiştirmek için ciddi bir çaba göstermeden, karalı ve ısrarlı bir mücadele vermeden yalnızca basmakalıp dua cümlelerini tekrarlayarak Cenabı Haktan isteklerde bulunması degildir! 
Görev ve sorumluluklarını yerine getirmeyen bir kulun, sıkıntılarını Allaha arzedip her şeyi Ona havale etmesi de degildir! 

Ne ki, günümüzde dua; üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirme konusunda herhangi bir çaba göstermeyip, içinde bulunduğu tembellik, korkaklık, meskenet ve acziyetten kurtulmak için bir irade ortaya koymayan ve bu iradesini eyleme dönüştür(e)meyen insanların başvurduğu sadece dilde kalan bir kolaycılık olarak algılanıyor.

İslamda dua; dilden, kalbe, kalbden akla/dimağa, akıldan iradeye, iradeden fiile/amele yani kısaca söylemden eyleme uzanan bir süreçtir; söz ile özü, düşünce ile iradeyi, dua ile davet ve cihadı, söylem ile güç ve eylemi meczeden fiili duadadır. 
Kuranda örnek verilen ve Rasulullahın dilinden dökülen dualar/zikirler, sadece dil ile yapılan kavli dualar/zikirler olmayıp aksine iman, irade, amel, ihlas, huşu, ittika, tefekkür, sabır, sebat, istikamet, hicret, cihad... unsurlarıyla gerçekleşen fiili dua/zikirlerdir.

Günümüz müslümanları, Kuranda tevhid mücadeleleri örnek verilen peygamberler ve son vahyin mübelliği Hz. Peygamber(s.) gibi, dua ile daveti/cihadı, söylem ile eylemi meczetmedikçe yani kavli dua dan fiili dua ya geçmedikçe, içinde bulundukları acziyet ve zilletten kurturmaları mümkün değildir.

Tevbe 112 ,ayetteki saihun (lafzen. gezginler .seyyahlar) tabirine müfessirlerin çoğu saimun yani 'oruç tutanlar' anlamını verirler, bazı alimler de terimin lügat anlamını tercih ederek onu az çok 'muhacirun' (zulüm ve kötülüğün egemen olduğu diyarı terk edenler) teriminin eş anlamlısı olarak tefsir ederler. 

Peygamberimiz 'ümmetimin seyahati oruçtur' hadisinden hareket edenler ise, seyahat'i insanın görmediği, bilmediği birtakım şeylerle karşılaşmasına vesile olan bir dış dünya yolculuğu, orucu da insanın kendi iç dünyasında gizli kalmış bir takım özelliklerin tanınmasına, mülk ve meleküt aleminin birtakım sırlarına vakıf olmasına vesile bir ibadet yani seyahati bir bedeni riyazet , orucu da bir ruhi riyazet ve seyahat olarak görürler.

Diyebiliriz ki, seyahat oruç, oruç da seyahattir. Oruç, hem afak'ta hem de enfüs'te ötelere yönelik bir ulvi seyahattir. Bu sayededir ki insan, iç ve dış alemine farklı bir gözle bakar, her iki alemin esrar ve hakikatlerini keşfeder. Seyahat de orucun ta kendisidir. 

'Saihun olmak', 'saimun' olmaktır yani kendini tutmak, ağzı, dili, gözü, kulağı,eli, beli, korumaktır, keza ' muhacirun' olmak yani günah ve haramlardan hicret etmektir ve 'mücahidun' olmak yani nefsin heva ve isteklerine cihad etmektir.
Bilinmelidir ki, insanların ve toplumların geleceklerini ilahi mesaja göre şekillendirmeki tarihin akışına vahiyle müdahale etmek ancak ve ancak "Kur`ani tarih bilinci`ne sahip olmakla mümkün olacaktır. Genç öncüler, Kur`an`dan çıkarsayacakları "tarih metodolojisi" sayesindedir ki; toplumların kaderine hükmeden tarihsel yasaları yani "sünetullah"ı öğrenip bugünü anlayabilir ve geleceğe yön verebilir. Emin olunmalıdır ki, hüsran, kaos ve bunalım batağında boğulmak üzere olan çağımızın insanlık dünyasına Kur`an`ı bir "can simidi" olarak bir hayat tarzı olarak sunabildiğimiz takdirde gelecek İslam`ın olacaktır...
 
Canlı ve dinamik bir ruhla okunan Kur`an, inkilapçı mücadelenin pratik sonuçlarıyla her an yüz yüze olan davetçi Genç Öncü`nün yolunu aydınlatacak, karşılaşacağı problemleri çözmek için gerekli basiret, dirayet ve tarih bilincini ona kazandıracaktır.

Bu kitapta:28 Şubat süreci ve sonrasında meydana gelen siyasi ve sosyal gelişmelerle, yıllar sonra gün yüzüne çıkan darbe girişimlerinin nasıl bir tarihi denkleme oturduğunu gözler önüne serecek bir dizi bilgiyi, belgeyi, tespiti yorumu ve değerlendirmeyi bir arada bulacaksanız.

Yine bu kitapta:Temelleri İttihat ve Terakki'ye kadar uzanan cuntacılık, darbecilik komitacılık geleneğini,Yönetici elitlerimizde başlayan Batılılaşma macerasının siyasi ve sosyal hayatımıza yansımalarını,Kendi halkına ve değerlerine yabancılaşan yönetici elitlerin halk korkusunun temellerini,Halka ve değerlerine yabancı sivil-askeri bürokrasinin tekelci yönetim anlayışlarını,Sivil-askeri bürokrasi oligarşisinin yönetimi ellerinde tutmak için başvurdukları yöntemleri,Halktan kopuk aydın ve bürokrat kesimin, halkının inanç ve değerleriyle neden partallaştıklarını,Aynı kesimlerin, halkın kılık-kıyafeti ve yaşam biçimini dizayn etme girişimlerini ve sebeplerini,

Özellikle de: 28 Şubat süreci ve sonrasında sistematik olarak yürütülen;İslami varlığı ve görünürlüğü kamusal alandan tasfiye girişimlerini,Başörtüsü yasağı ile kadınlar üzerinden dindar kesimi sindirme operasyonlarını,İmam-Hatip okulları ve Kur'an Kurslarına getirilen kısıtlamaları...

Ve tüm bunların arka planında yatan imani, tarihi, sosyolojik ve psikolojik gerçekleri bulacaksınız.

Eğer Batı uygarlığının sürüklendiği akıntıya kendimizi teslim edersek, Allah'ın bize verdiği o'nun yeryüzündeki "halife"si olmak görevini yerine getirmeyeceğimiz için gelecek nesillerimizi katlediyor olacağız. Gözü kapalı, ölüme doğru yapılan bu yanşa İslami bir çözüm bulabilecek miyiz?

Bize Kur'ân'da açıklanan "doğru yol"u (sırat-ı müstakim) mevcut tarihi şartlar içerisinde izleyebilecek miyiz? İnsanlığın geleceği ve hayatiyeti bu sorunun cevabına bağlı Kur'ân, bizi düşünmeye ve çaba sarf etmeye sürekli olarak davet eder. Ulaşılacak hedefi gösterir ve ulaşma yolunun farklı çağlarda keşif imkânını bize sunar.

'Dünyanın dikkatini İslami bir çözüme ve geleceğe çekmek, bilim, hikmet ve iman arasındaki birliği yeniden kuracak olan aklın tam kullanımının, sırf ekonomik büyümeyi değil aynı zamanda insani gelişimi de hedefleyen yeni bir gelişim modelinin, evrensel topluluk (ümmet) kavramının, milliyetçiliğin insanları parçalayıp dağıtan, bölen güçlerine karşı tekliğin (Tevhid) zaferini ifade edeceği bir durumun ortaya çıkışına katkıda bulunacaktır.

İnsan eğitimi, insan özellikleri dikkate almayı ve ona en uygun metotlar kullanmayı gerektiren bir faaliyettir. Ancak insanın kompleksliği, değişkenliği ve çok yönlülüğü, metotların tespitini ve uygulamasını zorlaştırır. Bu süreç, inanç ve zihniyet değişimini de içerirse, zorluk bir kat daha artar.

İnsanın, zihinsel değişiminin sağlanması için yürütülmesi gereken tebliğ/ eğitim-öğretim faaliyetini biçiminin Kur'an'i temellerinin araştırıldığı çalışmada, kavramsal bilgiler, tebliğ ve benzeri kavramlarla metot kavramı ve mahiyeti, Kur'an'ın bakışıyla insanın bireysel ve sosyal özellikleri ve bunların insanın tutumuna etkileri, tebliğ ve eğitim çalışmaları esnasında muhatabı etkilemede psikolojik etkisi olan, tebliğci ve eğitimcide bulunması gereken ve tebliğin içeriğinin sahip olması öngörülen özellikler ele alınmakta ve Kur'an'da yer alan başlıca tebliğ metotları ve bu metotların dayandığı temel prensipler incelenmektedir.

Üstad Sezai Karakoç; "Müslümanlar Kur'ân'dan uzaklaştı uzaklaşalı gün yüzü görmediler" der.

Kur'ân'ın"hayat verici" (Enfal 8/24) ilkelerinden uzaklaşan ümmetin en büyük kayıplarından biri de ne yazık ki "Kur'ânâdâbı" oldu. Hz. Aişe (r.anhâ) annemizin ifadesi ile "ahlâkı Kur'ân" olan Peygamberimizin (s) güzel ahlâk örnekliği ve edeb inceliklerinden iyice uzaklaşan ve böylece egemen kültürlerin menfi etkilerine alabildiğince açık hale gelen günümüz Müslümanları, giderek katı, kaba ve 'kalın' bir hâl aldılar; nihayet İslâm'ın güzellikleri onların günlük hayatlarından silinip gitti.

Her alanda yeniden Kur'ân'a dönme çabası içinde olan Müslümanların, en kuşatıcı manası ile Kur'ân edebini hayatlarına yansıtmaları önemli ve öncelikli bir zaruret olarak karşımızda durmaktadır.

Bu çalışmada, İsra Suresi 23-39. ayetleri ışığında Kur'ân-ı Kerîm 'edeb' konusunu nasıl ele almıştır, 'Kur'ân Edebi' nedir, nasıl olmalıdır? Sorusunun cevabı aranmaktadır
Peygamberler insanlık için "en güzel örnek"ve "model kişilik"lerdir; onlar, Allah'tan aldıkları ilahî hakikâtleri sadece insanlara duyurmakla kalmazlar, bu ilkelerle şekillenen örnek hayatı bizzat yaşayarak yeni bir insan ve toplum tipi inşâ etmenin mücadelesini de verirler. Ancak peygamberlerin Tevhid çağrısı ve önerdikleri yeni hayat tarzı; zulüm, haksızlık ve sömürü üzerine kurulu cahili yaşam biçiminden beslenenler açısından en büyük tehlike ve tehdit olarak algılanır. Zira Tevhid çağrısının özünü oluşturan "Lâ ilâhe illallah" kelime-i tayyibesi, insanların Allah (cc) dışında tapındıkları tüm sahte ilahları reddeder ve yok sayar. Bu yüzden statükonun ve statükoyu temsil eden putperestliğin devamında çıkarı olan azınlık sınıf, peygamberlere ve müminlere şiddetle karşı koyarlar. Böylece mücadele başlar.

Peygamberlerin örnek/model hayatları, onların Tevhid mücadeleleri ve tevhidi değişim süreçleri gereğince incelenmeden ve bugüne taşınmadan anlaşılamaz. Elbette peygamberler; sadece mücadele pratikleri açısından değil, her alanda mükemmel örnektirler; ancak bu kapsayıcı örneklik, pasif değil aktif/dinamik bir ortamda şekillenir.

Bu çalışma; "kul"ve "rasûl"Hz. Muhammed'in (s) hayatını ve Tevhid mücadelesini, kronolojik akışına uygun olarak, sade ve ayrıntılardan arındırılmış bir üslûpla sunmak ve bugüne taşımak amacıyla kaleme alınmıştır. O'nu (s) tanımak, O'nu (s) anlamak/anlatmak ve O'nun (s) izinden yürümek niyazıyla.

Ezeli ve ebedi hükümler içeren İlahi Kelam, dünya durdukça bitmeyecek olan bu hak-batıl kavgasının tarihsel arka planını, temel mantığını açıkladığı gibi; bu mücadelede batıl taraftarlarının uyguladıkları yöntemleri, takip ettikleri strateji ve taktikleri, kullandıkları söylem biçimlerini de bir bir açıklamaktadır. Keza Kur'an, hak taraftarlarının bu mücadelede mutlaka uymaları ve uygulamaları gereken kural ve yöntemleri de açıkça ortaya koymaktadır. 

Müminler, yaşadığı olaylara Kur'an gözlüğüyle bakmayı öğrendikleri ve O'nun belirlediği şaşmaz ilkeler doğrultusunda hareket ettikleri takdirde, batıl cephesinin bütün şeytani plan ve tuzakları geri tepecek, Hakk'ın zaferi, onların eliyle gerçekleşecektir. O Kur'an ki, bir hidayet rehberi, bir klavuz ve yol haritası olarak kıyamete kadar senin yolunu aydınlatmaya devam edecek ve seni hem bu dünyada hem de ebedi âlemde esenliğe ulaştıracaktır…

İnsanlara cazip gelen ve şeytanın süslü gösterdiği, rehberlik ettiği yollar ise, yeryüzünde ilahlık taslayan sahte tanrıların belirlediği karanlık yollardır. Kur'an'ın gösterdiği Dosdoğru Yol'a ve O'nun öngördüğü hayat tarzına razı olmayıp, uydurulmuş yaldızlı ideolojilere, sistemlere, yaşam biçimlerine aldananlar, kesinlikle sonu hüsran olan karanlık yollara girerler. Böyle bir hayat yolculuğunu/yürüyüşünü tercih edenler, asla aydınlığa çıkamazlar. Bu inkârcı ve inatçı yürüyüşün sonu ise kuşkusuz azaptır.İşte sapasağlam kulp: 'urvet'ül-vüsqâ!.. İşte tutunalacak tek dal!...

İşte yegane tutamak! İşte Rabbimizin "müjdeleyici ve uyarıcı peygamberleri" aracılığı ile gönderdiği "hak yolu gösteren kitaplar"da çerçevesini çizdiği apaçık yol!..

İşte bu yolun dosdoğru haritası KUR'AN'dır...

Ramazan bir rahmet ve bereket iklimi...
Ramazan bir arınma ve dirilme mevsimi...
Ramazan'da hayırlar ve hayırlı ameller, çalışmalar artırılır, günahlar ve kötülükler azaltılır, duâlar çoğaltılır. Bu nedenle Müslümanların bütün davranışları bu ayda birden değişiverir: Şehvet, kin, garaz, hırs yerini dua, zikir, şükür, hilm, acıma, yardımlaşma gibi duygulara bırakır; kalpler yumuşar, gönüller huzur dolar.
Müslümanlar her Ramazan'ı, büyük bir heyecan ve coşku ile karşılar; o kutlu ayın bereketli iklimine girmek için adeta sabırsızlanırlar. Şeytanın ve 'şeytanî güçler'in çekim alanından kurtularak, bir aylık yoğunlaştırılmış İslamî hayatın huzur atmosferini teneffüs etmeye can atarlar. Onbir ay boyunca kir ve pas tutan nefislerini, hevâ ve heveslerini oruçla dizginleyip Allah için duâ, niyaz ve itikafta bulunmanın, Kur'ân okuyup üzerinde tefekkür ve tedebbür etmenin, sadaka vermenin, ibadet etmenin manevi lezzetini tatmaya, teravihin, sahurun, iftarın coşkusunu yaşamaya hazırlanırlar. Zira, her Ramazan; müminler için yeni bir diriliş, bir yenileniş ve bir varoluş zamanıdır.

Aile kurumu ciddi bir felaketle karşı karşıya. Batılı aile neredeyse göçmüş durumda. Türkiye'de sağlam ve köklü bir geleneğe yaslanan aile kurumu da son yıllarda planlı ve sinsi bir şekilde tahrip ediliyor. Aile kurumumuzu ayakta tutan manevi değerler hızla erozyona uğrarken, batılı yaşam biçiminin beraberinde getirdiği olumsuzluklar aile hayatımızı sarstıkça sarsıyor. 

Böyle bir vasatta, aile kurumunu her türlü yıkıcı etkiden, özellikle modern hayatın beraberinde getirdiği seküler tahribattan korumaya, onun kadim İslami temellerini tahkim edip yaşatmaya yönelik çabalar, insanımızın ve insanlığın geleceği açısından önemli ve öncelikli bir görev haline gelmiştir. 

Vahyi İlahi'nin ''Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun! (Tahrim 66/6) şeklindeki zamanlar ve mekanlar üstü uyarısı, özellikle günümüzde her bireyi, aileyi ve toplumu kasıp kavuran küresel yangından ve bunun kaçınılmaz neticesi olan 'ebedi ateş'ten korunmayı bir hayat- memat meselesi olarak öncelememizi emreden acil uyarı niteliği taşıyor.

Bu konuda yapılamsı gereken de Rasulullah (as) tarafından şöyle aktarılıyor; Herhangi bir topluluk Allah'ın evlerinden birinde toplanıp Allah'ın kitabını tilavet eder( okur anlar yaşarlar) ve onu tedarüs( birlikte müzakere) ederlerse, muhakkak onların üzerine sekinet iner, kendilerini rahmet kaplar, çevrelerini melekler kuşatır ve Allah, onları kendi katındakilere anar. 

Bu büyük müjdeye nail olmak ve bugün ailelerde ve hayatın her alanında kaybettiğimiz huzur ve süküna yeniden kavuşmak için yapılması gereken şey çok nettir: Evlerimizi vahiy merkezli bir mektebe dönüştürmek! Bugünün dünyasında sekinet'in bütün kuşatıcılığı ile elde edilmesi ve aile ocağımızın maddi, manevi, psikolojik ve sosyal tüm boyutlarıyla sağlam bir sığınağa, emin bir limana ve sarsılmaz bir kaleye dönüşmesi, meskenlerimizin vahiy merkezli birer eğitim yuvası haline gelmesine bağlıdır. Bu seri, (aile sohbetleri) işte bu kutlu amaca hizmet sadedinde hazırlandı.

Aile kurumu ciddi bir felaketle karşı karşıya. Batılı aile neredeyse göçmüş durumda. Türkiye'de sağlam ve köklü bir geleneğe yaslanan aile kurumu da son yıllarda planlı ve sinsi bir şekilde tahrip ediliyor. Aile kurumumuzu ayakta tutan manevi değerler hızla erozyona uğrarken, batılı yaşam biçiminin beraberinde getirdiği olumsuzluklar aile hayatımızı sarstıkça sarsıyor. Böyle bir vasatta, aile kurumunu her türlü yıkıcı etkiden, özellikle modern hayatın beraberinde getirdiği seküler tahribattan korumaya, onun kadim İslamî temellerini tahkim edip yaşatmaya yönelik çabalar, insanımızın ve insanlığın geleceği açısından önemli ve öncelikli bir görev haline gelmiştir.

Vahyi İlahî'nin, "Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun!" (Tahrim 66/6) şeklindeki zamanlar ve mekânlar üstü uyarısı, özellikle günümüzde her bireyi, aileyi ve toplumu kasıp kavuran küresel yangından ve bunun kaçınılmaz neticesi olan "ebedi ateş"ten korunmayı bir hayat-memat meselesi olarak öncelememizi emreden bir "acil uyarı" niteliği taşıyor. Bu konuda yapılması gereken de Rasulüllah (as) tarafından şöyle aktarılıyor: "Herhangi bir topluluk, Allah'ın evlerinden birinde toplanıp Allah'ın kitabını tilavet eder (okur-anlar-yaşarlar) ve onu tedarüs (birlikte müzakere) ederlerse, muhakkak onların üzerine sekînet iner, kendilerini rahmet kaplar, çevrelerini melekler kuşatır ve Allah, onları kendi katındakilere anar."

Bu büyük müjdeye nail olmak ve bugün ailelerde ve hayatın her alanında kaybettiğimiz huzur ve sükûna yeniden kavuşmak için yapılması gereken şey çok nettir: Evlerimizi vahiy merkezli bir mektebe dönüştürmek! Bugünün dünyasında sekinet'in bütün kuşatıcılığı ile elde edilmesi ve aile ocağımızın maddi, manevi, psikolojik ve sosyal tüm boyutlarıyla sağlam bir sığınağa, emin bir limana ve sarsılmaz bir kaleye dönüşmesi; meskenlerimizin vahiy merkezli birer eğitim yuvası haline gelmesine bağlıdır. Bu seri, [Aile Sohbetleri] işte bu kutlu amaca hizmet sadedinde hazırlandı. 


Makaleler